Aslolan İnsan mı , Görev mi ? « Teferruat Gazetesi

SON DAKİKA

Aslolan İnsan mı , Görev mi ?

Bu haber 29 Aralık 2019 - 22:17 'de eklendi ve 0 views kez görüntülendi.

Yazacağım olayı geçen yıl yaşamıştım. Makamda yerimde çok oturmayı sevmem. Çokça okul ve kurum ziyareti yapmayı, ne durumda olduklarını yerinde görmeyi severim. Bir gün yine adını vermeyi istemediğim bir okulumuzu ziyaretimde okul idaresini ziyaretten sonra okulun anasınıflarını ve özel eğitim sınıflarını da görmek istemiştim. Her canlının yavrusunun sevimli ve tatlı olduğu gibi insanın da yavrusu yavru iken var olan sevimliliği büyüdükçe çoğunda kaybolur.

Onun için sevimlilikleri üzerlerinden akan anasınıfı çocuklarımızı ziyaret edip çocuklarla sohbet edip, kendilerini sevdik. Sonra özel eğitim sınıflarını görmek istedim. Özel eğitim sınıflarında diğer sınıflardan farklı olarak aynı anda iki öğretmen görev yapar. Sınıfa girdiğimizde bir öğretmen öğrencilerle ilgileniyorken, diğer öğretmen arkadaşımız öğrenci sıralarından birine kafasını koyup uyumuş olarak gördüm. Bizim içeri girişimizle diğer öğretmen uyumuş olan öğretmeni uyandırmak istedi. Ben işaret ederek uyandırmasını istemedim. Özel eğitim öğrencileri ile tanışarak biraz espriler ve şakalaşmalar sonrası sınıftan ayrılırken okul idaresine hocamız uyandığında müsait bir zamanda ilçe milli eğitime bana uğrasın dedim.

Öğretmen ertesi gün ilçe milli eğitim müdürlüğüne geldi. İçeri girerken yüzünde bir mahcubiyet ve utanma ifadesi ile içeri girmeye müsaade istedi. Buyur edip oturması için yer gösterdim. Bir şey içmek isteyip istemediğini sordum. Hayır dedi. Ben yine de iki çay söyledim. Çayları beklerken acaba nasıl bir giriş yapayım, söze nereden başlayayım diye aklımdan geçirirken çaylarda geldi. Ama hocamız bir suçlu gibi başı hep önünde. Muhtemelen o da acaba ne diyecek, o ne derse ben ne cevap vereyim diye düşünüyordur. Ben söze başlamasam hocamızın bir şey diyeceği yok belikli. En iyisi bir yerden söze başlamak lazım diye düşündüm. Hocam diye seslendim. Başını kaldırdı bana taraf baktı. Hocam bir sıkıntınız mı var diye sordum. Şaşkınlığı yüzünden okunan öğretmenimiz başını iki tarafa ufaktan sallarken hayır diyebildi.

Ben peki bir sıkıntın yoksa dün sınıfı ziyaret ettiğimizde seni sırada uyuyor bulduk, bunun bir sebebi var mı, diye sordum. Öğretmenimiz bir anlık düşündü, ne diyeceğine motive olmuş bir şekilde söze başladı. Müdürüm dedi: biraz soğuk almışım, rahatsızım. Doktora gittim. İlaç verdiler. Rapor alıp evde dinlenmek istemedim. Çünkü çocuklar özel eğitim çocukları, öğretmensiz olmuyor. Dünde ilaç almıştım ağırlık yapmış, bir anlık kendimden geçmişim, diyebildi.

Öğretmenimdeki mahcubiyeti, utanmışlılığını yüzünden okuduğumdan çok üstelemedim. İyi sorun soğuk algınlığın olsun, ailende özelinde bir sıkıntın olmasında bu geçer, diyerek öğretmenimi uğurladım.

Geçen hafta bir okulumuza ziyarete gittim. Binanın kapısından içeri girmiş, okul idaresine ait odaya doğru yönelmiştim. Koridorun sonunda bir öğretmen beni görünce adımlarını hızlandırarak bana yetişmeye çalıştığını fark ettim. Onun yetişme gayretini görünce bende yetişsin diye yavaşlamaya başladım. Gelip yetişti. Müdürüm, hoş geldiniz dedi. Hoş bulduk cevabımdan sonra, beni hatırladınız mı, diye soru yöneltti. Ben bozuntuya vermemek adına ‘ hocam, siman yabancı gelmedi ama şu an hatırlayamadım, dedim. Müdürüm, geçen sene sınıfta uyuyan bir öğretmen vardı ya ben oyum dedi. Müdür odasına kadar refakat etti.

Müdürüm, aslında size özür ziyaretinde bulunacaktım ama utandığım için gelemedim, dedi. Estağfurullah ne özrü hocam, utanılacak bir durum yok, hepimiz insanız. Hepimizin her birimizin artıları olduğu gibi, eksikliklerimiz de olacaktır. Atalarımız ne demiş, ‘ hatasız kul olmaz’ demişler.

Bu cümlemin karşısında hocam biraz rahatlamış olarak; müdürüm, biliyorsunuz ben ücretli öğretmenlik yapıyorum. Bunu da asla maddi gelirinden dolayı yapmıyorum. Ücretli öğretmenlerin aldığı maaş ortada. 1700- 1800 lira ücret alıyoruz. Zaten aldığım o ücreti de üniversitedeki öğrencilere burs olarak veriyorum. Siz eğer o gün beni azarlasaydınız, tersleseydiniz samimi söylüyorum, yıllardır yaptığım ve çok severek yaptığım bu mesleği bırakırdım. Bir daha görev isteyemezdim, almazdım diyerek bir de dua ekledi sözlerinin sonuna. O gün beni kırmadınız üzmediniz Rabbim de sizi hiç üzmesin. Sizi hep gülen yüzünüzle görüyoruz, gülen yüzünüz hiç solmasın. Rabbim gözünüze yaş değdirmesin, dedi.

Hocama bu güzel duaları için teşekkür ettikten sonra, hocam ara ara gazetelere internet sayfalarına köşe yazısı yazıyorum. Bu olayı köşe yazısı olarak yazabilir miyim? Korkma adınızdan bahsetmeyeceğim, dedim.

Ne demek, buyurun yazın müdürüm. Adımı da verebilirsiniz sorun değil. Zaten herkese anlattım. Arkadaşlarda merak edip, ‘uyandırdı mı seni’ diye sordular. Hayır deyince şaşırdılar. İyi iyi uyandırsaydı zaten her şey biterdi. Seni kaybetmek istememiş müdürümüz deyip gülüyorlar. Müdürüm biz çok eğlenceli ders işliyoruz. Ben iki güne bir sınıfta palyaço kıyafetlerimi giyip çocukları eğlendiriyorum. Çocuklar özel eğitim çocukları. Bazen ağlıyorlar, durmuyorlar. O zaman at olup sırtıma bindirip gezdiriyorum. Arkadaşlar bana sıra dışı bir öğretmensin diyorlar. Bir gün hasta olsam sensiz çekilmiyor buralar çık gel okula diye arıyorlar. Yani işimizi seviyoruz. Öğrenciler eve gitmek istemiyor, diye anlattı.

Şimdi durup düşünüyorum da; yıkmak çok kolay. Aslolan imar etmek, yapmak ve kazanmaktır. O gün o öğretmenimi uyuduğu öğrenci masasında uyandırıp azarlayıp, utandırıp, kırıp incitseydim, belki de bir daha öğretmenlik yapmak istemeyecekti. Gururu incinecek, kırılacak, üzülecek, hayata küsecekti. İyi ki de yapmamışım. Benim her bir öğretmenim değerlidir, kıymetlidir. İnsan değerlidir. İnsan eşrefi mahlûktur.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.